Eşinizle kavga etmek sağlıklı
Ağustos 16, 2008
Öfkesini bastıran ve eşine içerleyip bunu ifade edemeyen çiftler daha sık kalp, tansiyon hastalıklarına yakalanıyor. Fakat tabi kavganın da bir uslübu olmalı. Nasıl mı?Küsmek çözüm değil ki! ABD’de 192 çift üzerinde 17 yıldır yapılan araştırmanın sonuçlarına göre, öfkelerini bastıran çiftlerin ölme oranı, öfkelerini saklamayan ve soruna çözüm bulan çiftlere nazaran 2 kat daha fazla çıkıyor. Başınız dertte Araştırmayı yapan Michigan Üniversitesi doktorlarından Ernest Harburg, “Çiftlerin görevlerinden birinin de anlaşmazlık konularında uzlaşma sağlamak olduğunu” söylüyor. “Asıl mesele, anlaşmazlık çıktığı zaman bunu nasıl çözeceksiniz” diye soran Harburg, “Çözemediğiniz, öfkenizi bastırdığınız, eşinize içerlediğiniz ve sorunu çözmeye çalışmadığınız takdirde başınız dertte demektir” diyor.
Kimsenin müdahale etmesine izin vermeyin!
• Genelde eşler basit nedenler sebebiyle tartışmaya başlarlar ve de her konuda yakın çevrede mutlaka bir provakatör bulunur. Bir provakatör desteğiyle tartışma içine çekiliyorsanız buna karşı koymalısınız.
• Tartışma olabilmesi için sizin de işin içinde olmanız gerekir. Histerikler tartışırken mutlaka ellerinden geldiğince tribünün kalabalık olmasını istermiş. Mizah ve alay ile durumu kurtarabilirsiniz.
Tartışma ortamında yalnızca siz olun!
• Her ailede tartışma yaşanır. Önemli olan tartışmanın iki kişi tarafından yürütülebilmesi. Öfkenizi yalnız kalana kadar kontrol edebilirseniz, felaketi önlemiş olursunuz.
• Aslında en iyisi insanların tanık olabileceği yerlerde tartışmamak. Çünkü bu tür tartışmalar daha kırıcı olabiliyor.
Konuşun ama üslup önemli!
• Eğer eşinizin yaptığı herhangi bir şeye gıcık oluyorsanız bunu mutlaka söyleyin. Aklınızdan geçenleri kimse okuyamaz. Sorunu dillendirerek provakasyonu önlemiş olursunuz.
• Mesela iki yıldır tatile çıkamadıysanız, “Bıktım artık bu hayattan, tatil benim de hakkım, yetti artık” gibi laflar etmemekte fayda var. Bunun yerine “Uzun süredir tatile çıkamadık, birlikte güzel zaman geçiremedik hadi biraz para biriktirelim de bu yıl küçük bir tatil yapalım” demek daha doğru. İsteğinizi böyle ifade edersek tartışmayı da daha ılımlı sürdürmüş olursunuz.
Tartışırken heyecanlanmayın!
• Tartışma anında kontrolü kaybetmemek önemli. Böylelikle çizgiyi de aşmamış olursunuz.
• Tartışırken heyecanlanmak en büyük düşmanınız. Sakin ama sitemkar bir ses tonu çok önemli. Eğer böyle bir tonlamayı başaramıyorsanız isteklerimizi kağıda döküp sonra da partnerinize okumak daha etkin bir çözüm olabilir.
İsteklerle azarı birbirine karıştırmayın!
• Eşimizi azarlama önemli bir kavga sebebi. Bu nedenle isteklerinizi partnerinizi azarlamaya kalkıştığınız anda dile getirmeyin.
• Mesela partneriniz dışarıda çok fazla zaman geçiriyorsa ve de siz bu durumdan şikayetçiyseniz bunu dışarı çıkmadan hemen önce ya da hemen sonra dillendirmeyin. İlgisiz bir zamanlamayla ve dikkatli bir üslupla bunu gerçekleştirmek gerekir.
Ağzınızdan çıkanı kulağınız duyuyor mu?
• Aklinıza ilk gelen onu evden kovmak olmasın! Geri dönüşü olmayan cümleler çıkıverir ağzınızdan sonra pişmanlık da fayda etmez.
• Dikkatsizce sarf edilmiş tek bir sözcük karşımızdakini düşündüğümüzden çok daha fazla incitebilir. Bunu aklınızdan çıkarmayın. Daha sonra pişman olmamak için saldırgan sözler kullanmaktan kaçınmakta fayda var.
Her şey sona ermeden önce o derin sebepleri bulmalı!
• Eşler arasındaki tartışmaların genellikle daha derin sebepleri olur. Mesela evin hanımı çöp kutusunu boşaltmadığı için eşine söyleniyorsa, aslında söylemek istediği çok daha önemli bir şey vardır; bana çok ilgisizsin, artık beni sevmiyorsun gibi.
• Her tartışmanın gerçek sebebini ortaya çıkarmaya çalışmalı. Yoksa minik bir atışmayla başlayan tartışmalar büyük bir skandalla noktalanabilir. Aşkınızı kaybetmeye değer mi!!!
Onu sevdiğinizi söyleyin!
• Tartışma sonrası kurtlarınızı döküp rahatladığınızda onun gönlünü almayı ihmal etmeyin! İlişkinin selameti için bu gerekli.
• Erkeklerin çoğu büyük bir tartışma sonrasında eşlerine onları sevdiklerini söylerler. Erkekler eğer büyük tartışmalardan kurtulmak istiyorlarsa arada sırada eve çiçek götürmeyi, minik hediyeler almayı ihmal etmemeli.
Af dilemek büyüklüktür!
• Af dilemek sizi küçültmez tam tersi ilişkinizi sağlamlaştırır. Sağlıklı bir davranış biçimidir de. Eşiniz ya da partneriniz üzerinde olumlu etkisi olacağına inanın.
• Tartışmalarda ortamı boşuna germemeli. Eğer hatalı olduğunuzu düşünüyorsanız konuyu fazla uzatmadan “Hatalıydım, beni affet” demeli ve de tartışmayı bitirmeli. Bu davranışın size büyük getirisi olur.
Aldatılan hangi soruları sorar
Ağustos 16, 2008
Eşinizin sizi aldattığını öğrendiniz. Aklınıza ilk gelen şeyler eşinizle sevgilisi hakkındaki detaylardır. Örneğin ona ne hediyeler aldığı, özel bir şarkıları olup olmadığı ya da ona maddi anlamda destek olup olmadığı ona sormak isteyeceğiniz soruların başında gelir. Bu yasak aşkı öğrendikten sonra eşinize sormanız gereken bazı temel soruları sizin için derledik. Duymaya hazır mısınız? Başka bir kadınla ilişkiye girmeye karar verdiğinde bunu kendine nasıl açıkladın? Erkekler de kadınlar gibi duygusal dünyalarında olup biten şeyleri arkadaşlarıyla konuşma, paylaşma isteği duyar. Fakat karşı cinsler arasında kurulan arkadaşlıkların bir sınır çizgisi vardır her zaman. Erkekler aşk hayatlarında yaşadıkları problemlerini karşı cinsten bir arkadaşlarıyla paylaştıklarında onlara zayıf bir yanlarını göstermiş olurlar. O insani duygusal olarak yakınlaştıklarını hissederlerse de işi cinsellik boyutuna taşımaya meyillidirler.
Aynı şey kadınlar için de geçerlidir. Bir kadın karşı cinsten bir arkadaşına ilişkisinde yaşadığı problemleri anlattığında kendisinin mutsuz olduğunu ve bir anlamda yeni bir ilişkiye açık olabileceğini de belirtiyor olabilir.
Yanlış olduğunu bile bile neden bu kadar uzun sürdü?
Uzun süreli bir ilişkideki durağanlığın aksine yasak aşkların taraflara yaşattığı heyecan ve tutku seneler boyu sürebilir. Bu bağlamda eşlerini aldatanlar sevgililerine adeta bağımlı olduklarını söylemek mümkün. ‘Diğerini’ ne kadar itmeye çalışsalar da her defasında adeta bir mıknatıs gibi yasak ilişkilerine doğru çekilirler.
Yasak ilişki nasıl başladı?
Yasak bir ilişkiyi başlatan neden çoğu zaman o ilişkinin devam etmesine yol açan nedenden farklıdır. İlişki bir cinsel çekim yüzünden başlamış olabilir fakat uzun sürmesinin nedeni tarafların duygusal bir şeyler paylaşmaya başlamalarıdır. Ya da bunun tam tersi iki insanın birbirine hissettiği yoğun duygularla başlayan bir ilişki daha sonra sadece cinselliğin yaşandığı bir formata da dönebilir.
Onunla ilk kez seviştikten sonra kendini suçlu hissettin mi?
Bazıları eşlerini aldatmaktan dolayı hiç suçluluk hissetmez. Bazıları da eşlerinin dışında başka bir kadınla seviştikten sonra kendilerini suçlu hissedebilir. Fakat bu suçluluk duygusu onları bu ‘günahı’ tekrar etmekten alıkoymaz.
Bazı erkekler yaptıkları şeyden o kadar büyük bir utanç duyar ki eşlerini aldattığı kadınla ilk fırsatta tekrar beraber olarak seksten aldıkları doyum hissini yaşayarak suçluluk duygusundan kaçmak ister. Yasak aşk yaşayan erkeklerin bir kısmı ‘kimseye herhangi bir zarar vermiyor’ mantığıyla hareket ederek yaptıkları şeyi bir mantığa oturtmaya çalışır.
Böyle bir şey yaşarken hiç beni düşündün mü?
Aldatan eş eşini düşünse zaten böyle yasak bir ilişkiye girmez bunu unutmamak lazım. Aldatmak aldatılan değil aldatanın gerçekleştirdiği bir eylemdir. Fakat aldatılan eşler genelde aldatan kocalarının bu işi yaparken direk kendilerini hedef aldığını düşünür ve bu yasak ilişkiyi öğrendikleri zaman kocalarına ‘Bunu bana neden yaptın?’ diye sorarlar. Fakat asıl konu şudur ki aldatan erkekler başka bir kadınla beraber olmaya karar verdikten sonra eşlerini zaten düşünmezler.
Ona evliliğimiz hakkında neler anlattın?
Bu soru erkeğin evliliğine olan bağlılığını sorgularken aynı zamanda da eşin yaşadığı yasak ilişkinin duygusal boyutunu irdeler. Aldatan erkeklerin bazıları sevgililerine eşlerinin olumlu yanlarını anlatır. Bazıları ise eşlerinin soğuk ve mesafeli olduğunu söyler. Eğer eşinizi aldatıyorsanız evliliğinizle ilgili olarak sevgilinize anlattığınız şeyleri eşinize de anlatmanız gerekir. Böylelikle eşinizle olan problemleri karşılıklı konuşup tartışma olanağı bulabilirsiniz.
Aşk kimyasal bir yanılsama mı
Ağustos 16, 2008
Aşıksanız artık asla eskisi gibi olamayacaksınız demektir. Hormonlar sizi ele geçirmiştir ve kurtuluş mu? Kurtulmak isteyen kim!!!Dünyası dönüverir insanın! Dizlerin bağlarının çözülmesi, düşüncelere dalıp gitme, ondan başka hiçbir şey düşünememek… Bunlar aşkın görünen işaretleri. Peki aşık olduğunuzda kimyasal olarak neler değişiyor? Bu bir hastalık mı? Her bahar aşık olmak mümkün mü, niye bazıları daha çok aşık oluyor, aşık olmayı kolaylaştıran ilaçlar var mı hatta aşk bir hastalık hali mi? Aşkınızın da bir rengi var! Her aşkın rengi başka. Kırmızı tukulu mu? Turuncu sakin mi? Yeşil rahatlatıcı mı? Sizin aşkınız hangi renk?
Aşkın kimyası var mı varsa nedir ki?
• Aşkın kimyası denince ilk akla gelen, feniletilamin (PEA) adlı madde. Aşk molekülü olarak adlandırılan bu madde, amfetamine çok benzeyen doğal bir kimyasal. Araştırmalara göre, beyinde feniletilamin salgısının tetiklenmesi, göz göze gelmek ve el ele tutuşmak gibi basit davranışlarla bile olabiliyor.
• Araştırmacılar, aşıklarda kalp atışlarının hızlanması, ellerin terlemesi ve zor soluk alıp verme gibi tepkileri de beyinde yüksek dozda feniletilamin salgılanmasına bağlıyor.
Aşık olduğumuzda vücudumuzda neler oluyor?
• Çiçeği burnunda aşıkların çoğu zamanlarının yüzde 90′ını sevdikleri insanı düşünmekle geçiriyor. Bu onların kişisel beyanı. Beyinlerindeki milyarlarca sinir hücresinde kalp çarpıntıları uçuşuyor.
• Dopamin, noradrenalin ve phenylethylamin maddelerinin daha çok salgılanmasıyla ellerimiz daha çok terliyor, nefes alış-verişimiz hızlanıyor, tansiyonumuz ve nabzımız yükseliyor!
• Aşık olanların genellikle yemeden içmeden kesilmesi, uykusuzluk çekmesi gözden kaçmaz. İşte bütün bunların nedeni de aslında bu çok çalışan hormonlar. Onlar yüzünden hem hiperaktif hale geliyoruz, hem yemiyoruz içmiyoruz, uyku düzenimiz bozuluyor.
Aşık olmak hasta olmak mı demek?
• Bir anlamda evet! Ama bu, ‘aşık olmayın’anlamına da gelmiyor elbette. Psikologlara göre aşk bir ‘takıntılı olma’ hali. Olayın temel ekseninde bu var. Kontrol edilmesi veya önüne geçilmesi çok zor.
• Aşık olanlarda serotonin miktarı normal değerin yüzde 40 altında. Zaten dengede olmayan ruh hali, bir de sevdiğinden yoksun kalırsa, iyice altüst oluyor. Depresyon, korku ve anksiyete ortaya çıkıyor…
Aşık olmak öğrenilebilir mi?
• Pek çok aşık kişiye sorduğunuzda ‘tesadüfen oldu’ diye yanıtlar sizi. Uzmanlarsa bu konuda yapabileceğiniz basit şeyler olduğunu söylüyor. Mesela, dışarıya açılmak, bir arayış içersinde olduğunuzu diğerlerine belli etmek işe yarıyor.
• Bilimsel olarak da önemli olan, dopamin sistemini harekete geçirmeyi başarmak! Küçük bir yakınlaşma bile aslında beyindeki dopamin seviyesini yükseltebiliyor.
• Ama bunun için de seçici olmamayı önermiyoruz! İlk görüşte aşk diye bir şey söz konusu (daha çok erkeklerin başına geliyor!) ama yine araştırmalar gösteriyor ki her iki kişiden biri partnerini çok önceden tanıyor!
Aşksız seks olur ama sekssiz aşk olmaz!
• Aşk bizler için temel bir dürtü, fizyolojik bir ihtiyaç. Bu nedenle aşk, bulduğumuzda inanılmaz haz, enerji veren, ulaşamadığımızda da tarifsiz elemler içinde bırakan bir duygu.
• Bir aşk bir zamanda ancak bir kişiyle mümkün, yani aşk sürdüğü sürece monogamik. İçinde mutlak cinsellik var. Aşksız seks olur ama sekssiz aşk olmaz.
Aşk kendinden geçirir!
• Heyecan ve ölüm korkusu da aşkı tetikliyor. Felaket sırasında karşılaşan insanların birbirlerine aşık olma ihtimali, mehtaplı gecede birbirine rastlayanlardan daha fazla.
• İnsanlar aynı kişiye yeniden aşık olabilirler. Önceki deneyimin yardımıyla da bu aşk daha uzun sürebilir.
Aşkın ömrü 3 yıl
• Frederic Beigbeder, reklam yazarlığı sırasında toplumun tartıştığı bir konuyu da yorumluyor. Aşkın ömrü kaç yıldır?
• Yazar, kitabın başlığında başlığında cevabı, başlangıçta belirttiği şu cümleleriyle pekiştiriyor; “Sivrisineklerin ömrü bir gündür, güllerinki üç gün. Kedilerin ömrü on üç yıldır, aşkınki üç. Böyle işte.”
• Yazar, kitabında genç bir adamın aşk serüvenini anlatırken, aşkın kimyasına yeni bir yorum getiriyor.
Aşk renginiz hangisi ?
• Burçlar kadar renkler de özelliklerinizi gözler önüne seriyor. İşte size aşk renginizi bulmanın yolları ve partnerinizle birlikte romantik ortamlar yaratabilmenin ipuçları.
Yeni aşka açıklar
KIRMIZI: Aşkın ve arzunun rengidir. Mutluluğu temsil eder ve kişinin iştahını açar. En uyarıcı renk olarak kabul edildiği için insanların üzerinde canlandırıcı, kışkırtıcı ve heyecan verici bir etki yaratır. Aşk rengi kırmızı olanların; kendine güvenen, coşkulu, bazen de kontrolsüz bir yapıları vardır. İhtiraslı bir aşkla bağlanırlar. Ancak her zaman yeni bir aşk için hazırlardır.
İstikrar önemli
YEŞİL: Güven veren bir renktir. Yatak odası için rahatlatıcıdır. Yeşil üretkenliği artırır. Yeşil alanda insanların daha az mide rahatsızlığı çektiği saptanmıştır. Sakinleştirici etkisinin yanısıra, dostluk, şefkat ve ümit duygularına olumlu etkisi vardır. Aşk rengi yeşil olanların; durgun, dengeli ve istikrara önem veren bir yapıları vardır. Aşkta özgürlük ve doyumsuzluk ararlar.
Aşk renginiz hangisi ?
Tutkulu yaşarlar
MAVİ: Sakinlik simgesidir. Dinlendirici ve serinletici etkisi vardır. Araplar mavinin kan akışını yavaşlattığına inanır. Nazar boncuğu o yüzden mavidir. Aşk rengi mavi olanlar için; güven ve sadakat hayatlarının vazgeçilmez unsurlarıdır. Tutkulu bir aşk yaşarlar. Başarıyı temsil etmelerine rağmen, en ufak bir şüphe ve güvensizlik, aşk hayatında başarısızlığın kapılarını aralar.
Sevginin simgesidir
PEMBE: İnsanları rahat hissettiren ve dinlendiren bir renktir. Pembe çocuk rengidir aynı zamanda. Şefkat, aşk ve sevgi duygularının harekete geçmesinde etkilidir. Uyum, neşe, şirinliğin ve sevginin simgesidir. Aşk rengi pembe olanların; heyecan dolu ve eğlenceli bir aşk hayatları vardır. Sevdiklerine yoğun sevgi ve şevkat gösterilerinde bulunurlar.
Aşk renginiz hangisi ?
Hassastırlar
TURUNCU: Neşenin, bilgeliğin ve dostluğun rengi olarak tanımlanır. Turuncu sosyalleşmeyi ve yardımlaşmayı arttırır. Aşk rengi turuncu olanların; duygusal, hassas ve yapıcı bir yapısı vardır. Canlı, yaratıcı bir aşk yaşarlar. Yaratıcı özellikleri sayesinde sevgililerini birbirinden ilginç sürprizlerle şaşırtabilirler. Ayrıca çok hareketli oldukları için, gezmeyi çok severler.
‘İkizlerini’ ararlar
MOR: Hafızayı tazeleyici bir etkisi olduğu düşünülür. Eskiden beri ihtişam ve lüksün son basamağı olarak düşünülür. Tarih, yüksek sınıfların, saray mensuplarının daima morla bezendiklerini kaydeder. Aşk rengi mor olanların; asilliği ve fazileti ön plana çıkaran, hayal dünyası zengin, sanata düşkün bir yapıları vardır. Mor rengi sevenler aşkta ruh ikizlerini ararlar.